Aşk sevgi ile doğar.
Aşk yeni doğan bir bebeğe benzer. Yeni doğan bir çocuk nasıl onu doğuran annesinin yanında olmak isterse ilk başlarda, aynı aşka düşmüş iki kişide birbirinin yanında olmak ister. Çünkü bir bebek nasıl doğduğunda tanımadığı bu dünyada annesine muhtaç ise, aşka düşen iki kişide bilmedikleri bu sevgide var olabilmek için birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Sürekli beraber olmak isterler. Bebek annesiyle çeşitli sesler ile konuşmaya çalışırken çiftlerimizde bunu sohbetlerinde oluşan uyum ile yaparlar. Bir bebek nasıl annesinin sütüne ihtiyaç duyduğunda onun yokluğunu hissettiğinde huysuzlaşır ve bir süre sonra ağlamaya ve ben seni yanımda istiyorum demeye başlarsa, aşka kapılmış çiftlerimiz de benzer hissiyatları yaşarlar, birbirlerinin yanında olmak isterler sürekli nerede olduğunu bilmek isterler, sürekli onunla konuşsun onunla ilgilensin isterler. Tıpkı bebeklerin annelerinin yanında hep olmak istedikleri gibi. Bebeklerin annelerini kıskanmaları gibi sadece bana ait ol başkasıyla ilgilenme demeleri gibi bizde aşka düşünce tam anlamıyla bunu isteriz. Bir sürede bunu yaşarız da, çok da güzelde gelir. Ama her şey gibi buda belli bir süre için geçerli olur.
Bebek
Hep sorarlar aşk biter mi diye. Hayır aşk bitmez aşk büyür. Aşk, tıpkı bir insan gibi doğar. Aşk önce, bir bebektir. İhtiyaçları vardır. Bakılma ihtiyacı, ilgilenilme ihtiyacı, yemek ihtiyacı, sarılma ihtiyacı (bu ihtiyaç aslında bütün ömür devam eder ve bunun için illa biri gerekir (kendine sarılma ayrı bir mevzu)) vs. bir sürü ihtiyaç… Bütün bunlar için birine ihtiyacı vardır. Çiftlerinde aşkı yaşamaları için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Bu şekilde büyürler tıpkı bebekler gibi. Aşk ölmez aşk büyür, gelişir, zamanla olgunlaşır, sevmeyi artık o olmadan da, yani her saniye yanında olmadan da, sürekli onunla konuşmadan da var olabilmeye onu sevmeye uzaktan da devam edebilmeye başlar, bu sevginin azalması anlamını taşımaz sadece ilk anlardaki büyürken duyduğumuz bizi sevgimizi aşkımızı büyüten desteklere daha az ihtiyaç duymamız gibi; tıpkı bebeklerin ilk adımlarını desteksiz bir şekilde kendi başlarına atabilmeleri gibi.
Her zaman hayat boyu annemizin babamızın desteğine sevgisine ihtiyaç duyarız. Ama aynı zamanda kendi başımıza da var olabiliriz. İşte aşkta böyle büyür gelişir. Kendi başına da sever insan bir araya geldiklerinde de sevgisini en güzel şekilde sevdiğine sunar ama o yanında olmadığında artık ona neden her an benle olamıyorsun demez. Çünkü hayatımız sadece birbirimizden ibaret değildir. Hayatımızda bir sürü içinde olmamız gereken durum vardır. Okul, iş, ebeveynlerimiz, çocuklarımız, hobilerimiz, birçok etmen var ve bunları da aynı anda hayatımızda devam ettiririz. Bunların bazılarını aşkı bulduğumuz insan ile de beraber devam eder. İşte bile aşkın yanında olabilir. Belki bir kardeşin annen baban aşkı yaşadığın güzel insan ile ortak bir iş bile yapıyordur. Bütün bunlar iç içe de olabilir.
Çocuk
Aslında evirilen ilişkiler değildir. Aşkı yaşama biçimimizdir. Aşk büyür ve konuşan bir çocuk olur. Ve daha çok soru sormaya başlar. Merak eder, birbirimizi daha çok merak etmemiz gibi sevginin durumunu ne halde olduğumuzu merak etmemiz gibi merak eder dururuz. Sorular aslında çoktur. Ama aşkı yaşayan bireyler hem kendine hem de karşısındakine bu soruları sormaktan bazen korkarlar. Bazen kendi kendilerine sorarlar ve cevapları kendilerini korkutur. Bazen ilişkiyi yaşadığı kişiye sormaları gereken soruları da onun adına kendileri cevaplarlar ve bir karara varırlar. Aşkın içindeki sevgi evrilir. Bir anda yoğunlaşır ve insanları tedirgin eder. Karşısından gelen sevgiden çok, kendi oluşturduğu sevgi karşı tarafa duyduğu duygular kendini korkutur. İçindeki sevginin büyümesinden ve kendini daha fazla sarmasından korkan aşkın bir tarafı “aşk” gemisinden kendiliğinden ayrılmaya karar verir.
Kendinin sevgiyle artacak enerjinden korkar ve bundan vazgeçer. Karşısındakini değil kendini yarı yolda bırakır. Her şeyin daha güzel olabilme ihtimalinden kendini uzaklaştırır.
Ergen
Yolda kendinden vazgeçmezse eğer; ilkokuldaki gibi yeni şeyleri öğrendiği gibi, sevmese de zorunlu eğitim gibi alması gerektiği için bu dersleri alırsa , yaşaması gereken bu güzel duyguları yaşamaya devam etmeye kalkarsa sonrasında aşk büyür ve bir ergen olur. Hem korkusuzdur her şeyi yapacak cesareti vardır ama aynı zamanda da korkar yanlış bir şey yaparsak bu hayatımızı nasıl etkiler diye. Pek de sakin olamaz aşk da tıpkı ergenlik çağındaki güzel insanlar gibi, her şeyi büyük coşkuyla hızla yaşar sanki yarın son günümüz olacakmış gibi. Onunda bir tadı vardır aslında. Hayatın hiç tekdüze bir yapıda olamadığı gibi aşk da dengeli olmadığı zamanlar yaşar. Bu neden olur peki? Hayatın bazen bizi birbirimizden uzak bırakacağı, yoğunlaştıracağı zamanlar gelmeden hazır fırsatımız varken aşkı bu dönemde en hızlı biçimde coşkuyla yaşamaya çalışırız. Sonrasında yoğunluğumuzdan ötürü birbirimizi ihmal edebileceğimiz zamanlar için bir ön ödeme gibi 🙂 .
Bebeklikten başlayarak ergenliğe kadar her türlü uç duyguyu da yaşarız. Bebekken ona ihtiyacımız olduğunda o yok ise ağlarız bazen de bağırırız. Aşkın ergenliğe gelene kadar ki tavırları da benzerdir. Bazen düşeriz canımız acır, ağlarız, bazen bağırırız haykırırız bir şeyleri, istemeyiz ya da bilmeyiz aşka düştüğümüz kişinin canının yandığını ama incitiriz onu da kendimizi de. Aşk tek kişilik değildir. İki kişi beraberce büyür olgunlaşır.
Aşk bazen de mükemmeli arayıştır. En güzeline ulaşmak için çabalarken beraberce oluşturduğumuz güzel yapıyı da sarsan bir şeydir. Bütün büyümeye gelişmeye çalışan şeyler sancılıdır. Her ufak bir tedirginlik anında kendimizde hissettiğimiz sancılarda aşk gemisinden kaçmaya çalışırsak bırakın mükemmeli beraberce oluşturduğunuz uyumlu o güzel yapıyı da mahvedersiniz.
Yetişkin (olgun)
Ve çocuk büyüdü üniversiteye de gitti ve işe girecek yaşa geldi yani uzun lafın kısası aşk en olgun evresine geldi. Burada kalmaz Aşk büyümeye olgunlaşmaya devam eder kendini geliştirir. Ama aşkın olgunluğunun içinde sevginin karşılıklı en güzel şekilde paylaşımı mümkündür artık. Çünkü aşkın sahipleri birbirlerini sevmeyi öğrenmişlerdir. Sahipleri değiştikçe kendilerini geliştirdikçe tabi ki öğrenilmiş bazı şeyler değişiklik gösterebilir. Ama o değişikliklerde beraberce öğrenilip en olgun haliyle bir ömür aşk yaşanabilir.
Ölüm
Ve istemesek de (bunu konuşmak istemesem de) bu da hayatın bir aşaması ve aşk da bir insan gibi zamansız bir şekilde ölüp aramızdan ayrılabilir. Ama onun da bir farkı vardır insan yaşamından, bunu, insanlar aşkın içinde kendileri seçebilir. Aşkı öldürmeyi kendileri seçerler. Birbirlerini daha iyi anlamayı değil güzel bir şeyden kolayca vazgeçmeyi kendileri seçerler.
Hayatta herkes geçmişinde bir şeyler yaşar ve ne yazık ki bu yaşadıklarını hayatının ilerleyen aşamasında kendisine bir engel olarak karşısına çıkmasına izin verirler. Doğrudur yaşadıkları onu kötü etkilemiştir. Hayatta güzel şeyler benim için mümkün değil düşüncesine hapsolmuştur insan. Bazen bu düşenceden çıkıp güzel şeylere adım atarlar. Ama bunu aşamadıkları için, engeli sırtlarında taşımaya devam ettikleri için, bir gün sırtlarından tekrar önlerine düşer bu engel ve güzel giden şeylerle arasına bir duvar örer. Belki bunu kendisi de istemez güzel giden bir şeyi bozmayı ama hayat seçimlerimizden ibarettir. Maalesef ki kendimizi korumak için attığımızı zannettiğimiz bazı adımlar, aksine bizi koruyan değil, güzel bir yaşamda var olma ihtimalimizi engelleyen, aslında bizi koruyan değil bize saldıran düşünceler ve eylemleri karşımıza çıkarır. Ve bunu kendi zihnimizden çıkarır. Kendimizi korumayız aslında farkında olmadan kendimize saldırırız. Hayatın her alanında olduğu gibi Aşk alanında da kendimize aslında biz engel oluruz….
Küçük bir ekstra bölüm…
İnsanlar sevilmekten korkar zannederiz çoğu zaman. Bunu kanıtlayan da birçok argüman vardır. Ama ilginçtir ki insan en çok sevmekten korkarmış. Bir anda hiç beklemediği bir hızda gelişen içinde büyüyen karşındakine duyduğun sevgiden korkarmış insan. İlişkilerinin hızından değil kendi içinde çok hızlı büyüyen ve onu korkutan sevgiden korkarmış insan. Seni bu kadar severse ya bir şeyler iyi gitmezse bu sevginin onu parçalamasından korkarmış insan. Yukarıda da bahsettiğim gibi aşkın bir aşamasında takılıp kalırmış devam etmekten korkar bir şekilde. Ve gemiden ayrılmayı seçermiş. Dünyada bütün kötü şeyler mümkün olduğu gibi bütün güzel şeylerinde olması da mümkündür. Sevgiden; sevilmekten ve sevmekten kaçmak sadece kötü şeylerin mümkün olduğunu düşündüğün bir hayatta var olmayı seçmek gibi bir şeydir. Halbuki her şey önce sevmek ile başlar. Allah bu dünyayı nefretle değil sevgi ile yarattı, sadece insanlar arasında sevgi ile var olmayı seçenler ile nefret ile var olmayı seçenler olarak iki ayrı grup oluşturdu. Nefretin içinde duygusuzluk da vardır sevgisizlikte. Bu bölümde olan güzel tek bir şey yoktur. İçi bolca üzüntü mutsuzluk sağlık problemleri ve harap olmuş bir insan inşa eder aslında, o insanı yok eder. Sevginin içinde ise acı da olur ama mutluluk çoktur. Sevmenin verdiği karşılıklı enerjinin hayatımıza kattığı güzellikler kelimlerle tarif edilemez. Hissedersin bazen sadece sevmenin güzelliğini. Sevmenin güzelliğini yaşayacağımız güzel insanlarla beraber olmak dileğiyle.
Zihnimizin geliştiği her günde duygular ve düşünceler de değişir. Geçmişte yazdıklarımız belki yarınlarımızda geçerliliğini yitirecek, daha güzel duygular ve düşüncelere dönüşecektir. Ama gelişimimizin izini bize göstericektir. O yüzden geçmişte yazdıklarım da gelecekte yazdıklarım da ben olacağım sadece daha iyi versiyonu olacak. Hayatta bıraktığım izlerin değişen gelişen renkleri olacaktır.
Daha güzel düşüncelerde duygularda ve yazılarda buluşmak üzere… şimdilik hoşçakalın… Gelişimin ve değişimin hayatınızda getireceği güzelliklere kendinizi açın bütün güzel enerjiler bizle sizle olsun 🙂

