İnsana ve ilişkilere çok uyumlu bir tanım aklıma geldi geçen günlerde…”Heterojen”.
Heterojen : Birbirine yakın değerleri ve aynı nitelikleri içermeyen ancak bir bütünlüğü tanımlayan ifadeler için heterojen deyimi kullanılmaktadır. Bu terim aslında insan ilişkilerinde de geçerlidir. Bir araya geldiklerinde farklı yararlı güzel bir bütün oluştururken, beraberken sanki aynıymış gibi görünürken, o kişilere ayrı ayrı bakmaya kalktığımız da kendi benzersiz özelliklerini keşfederiz. Aynı ilişkilerde de bunu fark etmemiz gerektiği gibi. Bir ilişkiye başladığımız zaman o ilişkide bir arada olduğumuz kişiyle birbirimizi çoğu zaman tek insan olarak farz ederiz. Eğer ilişkide bir durumun içerisindeysek – ne olduğu önemli değil, isteriz ki bu duruma bizim verdiğimiz gibi tepki versin, isteriz ki biz ona nasıl yaklaşıyorsak oda öyle yaklaşsın. Ama fark etmeyiz karşımızdakinin de dünya üzerindeki her insan gibi kendi yaşadıkları olduğunu, kendi farklı düşünceleri, kendince var edebildiği duygular olduğunu… Bunu sadece aşk ilişkisinde de değil, normal arkadaşlık ilişkilerimizde de yaparız.
Belli konularda çok uyumlu olduğumuz bir arkadaş grubumuz vardır. Ama bazı konularda aynı fikir yapısına sahip değilizdir. Kendi öznel fikirlerimiz vardır. Ama ne yazık ki arkadaşımız diğer konularda onunla ortak bir noktada olduğumuz için bu konuda da benzer bir yapıda olmamızı bekler ve bizi yargılamaya öyle değil böyle düşünmelisin diye ikna etme çabasına girer. Evet mantık çerçevesinde güzel bir dil ile aktarılan farklı düşünce yapısında bize ulaşan bir fikirler varsa, bizde o fikirde buluşabiliriz. Ya da iki fikrin ortasında beraberce var olabiliriz. Aynı şekilde bizde kendi ergumanlarımızı karşı tarafa aktarırız. Bu onu ikna eder yada etmez. Önemli olan ikna olması değildir. Ortak noktada illa buluşmakta değildir. Önemli olan herkesin kendince fikirleri olduğunu kabul edebilmek ve ona saygı duyabilmektir.
Tekrardan aşk ilişkisine de döndüğümüzde bu saygı kavramının ne kadar önemli olduğunu fark ederiz.Evet iki kişi bazı durumlar için tek kişi gibi olabilir. Ama aslında baştan aşağı büyük farklılıklara da sahip iki farklı kişi olarakta ilişkinin içinde var olurlar. Birbirine duyulan saygı ne kadar yüksek olursa aslında birbinin yanında huzur bulmakta bu huzurun içinde sevgiyi bulmakta o kadar yüksek ve güzel olur.
Hayatta ne yazık ki insanları kendimiz gibi görmek gibi bir eğilimiz var. Aslında değiller, bunu da bal gibi biliriz. Neden mi biliriz? Bir düşünün ! Ergenlik çağından itibaren kendimizi fark etmeye, farklılaşmaya başladığımız o dönemden itibaren sürekli ebeveynlerimiz ile tartışırız değil mi? Kendi özel fikirlerimiz kendimizce oluşturduğumuz değerlerimiz için onlarla bir sürtüşmeye gireriz. Peki bunu yapan biz, en başta kendi ailemizle bile farklılıklara sahip olduğumuzu gören biz, neden ilerleyen yaşlarımızda bunu unuturuz. Niye herkes bizim gibi olması gerekiyormuş gibi davranırız? Çünkü herkes benzerleriyle beraber olmak ister. Ve belli bir yaşa gelince de bu isteğimiz bizim gerçekliğimizmiş gibi davranırız. Ama aslında hiç de öyle değildir. Hala dünyada milyarlarca insan var ve her birinin parmak izinin farklı olması gibi, her birinin kendine özel fikirleri, duyguları, yaşadıkları olaylar karşısındaki tepkileri tamamiyle olmasa da çoğunlukla farklıdır. Önce bunu kabullenmemiz gerekiyor. Ve insanlara da bu şekilde yaklaşmalıyız. İlişkilerimizin her boyutunda; aile sevgisi, arkadaş sevgisi, aşık olduğumuz yada olma yolunda olduğumuz kişilere duyduğumuz sevgi hoşlantı her ne ise ; yaşadığımız bütün bu ilişkilerde önce karşımızdakinin farklı bir birey olduğunu kabullenmekle başlayıp sonra ortak noktalarımızda buluşmalıyız. Ortak olmadığımız noktalarda da o kişilere saygı duyup hayatlarımıza bu şekilde devam etmeliyiz. Birileriyle farklı görüşlere sahibiz diye o kişiyi hayatımızdan çıkarmak zorunda değiliz hiçbirimiz. Böyle yaparsak tümüyle yalnız kalırız. Mesele gerektiğinde geride durmayı bilebilmek, karşındakini anlamaya çalışabilmek. Birbirine bazı olaylar durumlar için zaman tanıyabilmek, her şeyi senin çözebildiğin sürede çözebilmesini beklememek. Herkesin birşeyleri çözebilmek için kendi biçimleri kendi zamanları vardır. Evet önerilerimiz olabilir bu durumlar için ama onların durumları kendince çözme biçimlerini de kabullenmemiz gerekiyor. Eğer bir kişi bizim için değerli ise; inatçılık edip onu kaybetmeyi hayatımızdan çıkarmayı seçmek yerine ona kendimizi en güzel şekilde anlatmayı seçmemiz gerekiyor. Bizi beklemesini onu beklemeyi seçmemiz gerekiyor. Onu boğmak yerine bazen sadece sessizce sevmek ve beklemek gerekiyor. Hayattaki tahammülsüzlüğümüzün bütün sebebi farklılıklarımıza saygı duymamamızdan geliyor. Her birimiz farklılıklarımızla değerliyiz, bunu unutmamız gerekiyor. İnsanları aslında bu farklılıklara sahip olduğu için ilgi duyarız, severiz, hayatımıza katarız. Farklılıklarımızdan korkmak yerine onlara sarılmalıyız. Farklılıklarımız karşı tarafa zarar vermez, farklılıklarımız için onları hayatımızdan uzaklaştırmamıza gerek yoktur. Aksine bizi o şekilde kabul etmeye hazır olan insanları aslında hayatımızda tutmaya ve onlarla bazen sürtüşsek de beraberce yol almaya devam etmemiz lazım. Mesela bende de bir zamanlar hayatımda olan bir kişinin beni en çok farklı olması etkilemişti. Sesi bana iyi geliyordu o dönemlerde herkesten farklı gelen bir tonu vardı. Ve o zamanlarda beni etkilemişti. Belki ilerleyen zamanda benzerlikleri ve farklılıklarıyla bambaşka değerli biri farklı şekillerde etkileyebilir ve belki bende onu farklı olmamla etkilerim, kim bilir. 🙂

Şu dünya üzerinde çok fazla birbirine benzeyen insan var. Çoğu kişi hayatında benzer kişileri var etmek ister. Ama özel olan, güzel olan şeyler ilişkiler genelde farklılıkları içinde barındıranlardır. Aslında farklılıkların içinde de birbirine iyi gelen benzerlikler vardır çoğu zaman bunu fark etmesek bile. İşte bahsettiğimiz heterojen yapı bu. Farklı özelliklere sahip ama bir araya geldiğinde güzel bir bütün oluşturan ama aynı zamanda da kendi özellikleriyle de var olmaya devam eden yapı. En güzel ilişkilerin formülü. Bu formül aslında beraberinde sürtüşmeler anlaşmazlıklar da getirir. Ama bu hayatın kendisinde de vardır. Birbirini anlamaya çalışırsa insan bütün bu anlaşmazlıklar bir şekilde ortadan kalkar. Bazen insan sevdiğine olan duygulara değil de, olaylara karşı oluşturduğu duygulara odaklanır. Ve sevdiğinin ona ne anlatmak istediğini göremez. Bunun için olaylardaki duygulardan arınmak içinde zamana ihtiyaç duyar. İnsan ilişkileri, hem karmaşıktır hem de değil. Aslında her şeyin bir çözümü bir çıkış yolu vardır. Bunu kimi zaman biliriz kimi zamanda yolda öğrenmemiz gerekir. Öğrendiğimizde bazen geç de olabilir. Ya da ölüm dışında her zaman bir ikinci şans var olabilir. Bunu da zaman gösterir.
Bütün bu yazdıklarımı da klasik bir örnek ile bitirebiliriz aslında.
Tencere + kabak + duygular = pişmiş güzel bir yemek (ilişki)
İlişkilerde eğer bütünüyle birbirimize benzersek sadece tencere olursak duygu malzemeleri belki bir süre sonra yeterli gelmeyebilir güzel bir yemek oluşturmak için. İki tane tencere ile tek bir yemeği nasıl yapacaksın? Şimdi birileri çıkar iki farklı malzemeyi pişirir ve sonunda tek bir tencerede var ederim diyebilir 😀 ama olay ilişkiler olunca işler daha değişik olabilir. Diğer tencereyi sonra kenara bıraktığında ne olacak? Kişi ilişkinin içinde kendisi gibi olmayı, ve kendi varlığıyla bu ilişkinin devamında var olamamayla karşılaşmış olacak. Bir kişi duyguları son düzlükte pişirecek ve diğeri ben bu ilişkide ihtiyaç olan taraf değilim demeye başlayacak ve böyle de hissedecek. Eğer farklılıklarımızla birbirimizle var olursak tencere kabak gibi beraberce güzel bir menü ortaya çıkabiliriz. Böylece kimse de kendini yalnız, var olamıyorum diye hissetmez. Bunun için karşınızdakini de tencere yapmaya çalışmayın onun kapaklığıyla gurur duyun (ya da tencereliğiyle artık kim ne olmak isterse 😀 ). Yaptığı ya da yaptıkları sizi bütünleştiren bütün farklı özelliklerine saygı duyun. Eğer bunu yaparsak hayatımızda çok güzel menülerle dolu yemekler yapmış ve mükemmel olmasa da çok güzel bir ilişki var etmiş oluruz. 🙂

